Oysaki her şeyi veren her nimeti ortaya çıkaran Yüce Allah’tır. Her şey onundur. Her şeyin tek sahibi O’dur. Ağaçtan düşen bir yaprak bile onun bilgisi dahilindedir. Bu bilgi ve inanışla hayatımızı sürdürmeliyiz. Yüce Allah’ın bizi her an kontrol ettiğini ve her daim yanımızda olduğunu bilmeliyiz. Deki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır; ve O'dur, var olan her şeyin üstünde mutlak hükümranlık sahibi biricik (Yaratıcı)!" Ömer Nasuhi Bilmen YAZ AKŞAMLARI 43 – 07092021 – HER ŞEYİN SAHİBİ ALLAH’TIR – ARİF YILDIZ. 0 0. Yaz Akşamları 8 Eyl, 2021. 00:00. Doğrusugalip ve her şeyi hikmetle idare eden ancak Allah’tır.” Kuran 34:27 “Yoksa her şeye gücü yeten ve çok cömert Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?” Kur’an 38:9 “Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. Hâşâ, O, bundan uzaktır. O, tektir; her şeyin üstesinden İslam inancına göre kainattaki her şeyin mutlak sahibi Allah'tır. El Varis esmasının Türkçe anlamını ve Ya Varis zikrinin faziletlerini sizin için tüm detaylarıyla derledik. Haberin ewbfnqD. “Her şey yok olduğunda gene O var olacak...” tan maksat, kıyamet kopup her şey yok olduktan sonra yine Allah’ın var olmaya devam edeceği gerçeğidir. Bu ifadenin böyle kullanılması, “Yerin üstünde olan herkes fanidir. Ancak senin azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır.”Rahman, 55/26-27 mealindeki Kur’an’ın ifadesine işaret etmek olsa gerektir. Bu konuda önemli olan nokta şudur Cennet ve cehennem ebedidir, insanlar da o iki yerden birinde ebedî olarak kalacaklardır. Ancak, bunların ebediliği bağımsız, müstakil bir ebedilik değildir. Bunlar, ancak Allah’ın onları ibka etmesiyle bakileşir, onları ebedileştirmesiyle ebedileşirler. Halbuki bağımsız olarak tek başına bâkî olan yalnız Allah’tır. Bu sebeple, mutlak olarak ebedilikten ve bekadan söz edildiği zaman, bu vasıf sadece Allah’a verilir. İlgili ayetin meali şöyledir “0, evvel ve âhir, zahir ve bâtındır. O her şeyi bilir.“ Hadid, 57/3 Ayette zikredilen "evvel, âhir, zahir, bâtın" isimleri Hz. Peygamber asv'in, Allah'ın doksan dokuz isminin sayıldığı "esmâ-i hüsnâ" ile ilgili hadisin yanı sıra, onun şu şekilde başlayan bir münâcâtında da yer alır "Allahım! Sen evvelsin, senden önce olan yoktur; sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur. Sen zahirsin, senden daha açık ve üstün olan yoktur; sen bâtınsın, senden daha gizli ve senden öte hiçbir şey yoktur..." Müslim, Zikr 61; Tirmizî, Da'avât 19 Bu isimlerin anlamları kısaca şöyledir a Evvel Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O, her şeyin başlangıcı ve başlatıcısıdır. b Âhir Allah Teâlâ bakîdir, ebedîdir, varlığının sonu yoktur; her şey sonludur ve sonunda O'na ulaşmak üzere vardır. c Zahir Allah Teâlâ'nın varlığı ve varlığının kanıtları, kudretinin eserleri açıktır. O açıkta olanları bilir; üstündür, yücedir, hikmet sahibidir. d Bâtın O'nun zâtının mahiyeti gizlidir, yaratılmışlarca bilinemez; gözler O'nu göremez, akıllar O'nu idrak edemez, muhayyileler O'nu kuşatamaz. O ise bütün gizlilikleri bilir, her şeye nüfuz eder. bk. DİA, Evvel, Âhir, Zahir, Bâtın maddeleri Bu Âyeti "O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır" veya "O Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın'dır" şeklinde de çevirmek mümkündür. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri İlave bilgi için tıklayınız EL-EVVEL / EL-ÂHİR Kur’an’da, Evvel ve Ahir, Zâhir ve Bâtın isimleri niçin birlikte kullanılmıştır? Bir kişi, bir işi yaparken,veya yapmak üzereyken,yada ilerde yapmak için çareler düşünürken; birisinin uyarı mahiyetinde, bu işlerin başına sıkıntılar açabileciğini söylemesi,o kişinin "Keyfim bilir, istediğimi yaparım!"diyerek cevaplaması,onu özgür kılmazYani yapılan değerlendirmeler, verilen kararlar, olacak tercihler,izlenen paradigmalar, sizce özgür irademizle mı var oluyor?Ailevi yada çevresel, edindiğimiz bilgilerin etkisinden kurtulup;bu bilgilerin dışında bağımsız teoriler üreterek, pratik platformlarda tahakkuk edebilme gibi bir şansımız kaçta kaçtır?İçten geldiği gibi davranışlar sergilemek, kişinin kendine bağımlı olduğunun bir göstergesi değil midir?Mesela kalabalık bir yerde,kafaya estiği gibi yüksek sesle şarkı söylenemiyorsa, bireysel özgürlük diye bir kavramdan söz edilemez . Birinci örnekte içsel dürtülere; ikinci örnekte toplumsal ahlak ve kurallara bağımlıyızEvet, Yüce Allah'ın biz insanlara verdiği bir cüz-i irade da çeşitli şekillerde arabanıza binip bir yola çıktınız diyelim.. Az sonra bir başka araçla çarpışıp,belki ölümle sonuçlanacak bir kaza olacağını önceden bilebilir misiniz...Her insanda, kendini özgür hissetmenin yanısıra; bir de sahip olma içgüdüsü mevcuttur. Bu iki duygunun tam anlamıyla yaşam alanında tamamen tatbik edilmesi diye bir durum söz konusu gün tel tel dökülen saçlarımız üzerinde bir irade ortaya koymakta aciz iken , nasıl olurda sahiplenmek gibi bir olgudan biz yapmadık ki,onu istimal etmede tasarruf sahibi emirler doğrultusunda işlenip, dizayn edilerek emanet yine İlahi direktifler istikametinde Allah'ın buyrukları baz alınarak bir kullanım söz verilen her şey güzel amaçlar tersi yaratılışa aykırılığı tezahür olunca da bir hesap vermenin doğallığı kaçınılmaz ,bize emanet verilen ruhu ve ona giydirilen beden elbisesini doğru kullanarak, Allah'ın hedef gösterdiği menzile ulaştırmakla mükellef yolcularız .Yine bu yolculukta bize doğru yönü gösterecek bir çok rehber,yol haritası bir o kadar pusula, adım adım gideceğimiz yere kadar bize eşlik edip, o emanetleri asıl sahibine ulaştırmak irade doğrultusunda tam ve eksiksiz verilecek emanetlerin yerine ulaştırılır olmasının sonucu bir İlahi memnuniyeti arz ettirir ki;bunun sonucu elbette cennete girmek gibi bir asıl amaç ta budur hangimiz ellerimizle yaptığımız eserlerin tahrif edilip,kötü amaçlar için kullanılmasını isteriz ki!..Bu söz konusu eserler herhangi birine nasıl emanet verildiyse; ondan aynı şekilde bir iadesi gerekmez mı?Cennet insanların ebedi yaşayabileceği asli bedeni verilen tüm donanımlarıyla cennetteki yaşayış tarzına göre yurdu bir sınav testinden sonra alınacak puanlar, öbür dünyada ki konumumuzu belirleyen kazanımlar biz bu dünyada ne özgür;nede herşeye asıl ve tek mutlak sahibi Allah' düşen,verilen emanetleri olduğu gibi teslim edip,İlahi memnuniyeti tesis etmek için Ancak ve ancak bu şekilde dünyada verilen her şeyi Rıza-i İlahi için bir ticarette sermaye yaparak, yüz akıyla huzur-i Rahman'a çıkmaktır asıl olan. Nasıl ki sevdiğimiz bir filmi seyretmek için bir miktar para harcayıp, bir bilet alıyor o şekilde sinemaya girebiliyorsak;herhalde "cennette girmek için Allah yolunda olağanüstü bir çabanın olması gerekir. Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali-Müminlerden, sadece, göklerin ve yerin mülkü/iktidarı kendisine ait olan, 'sonsuz kudret sahibi ve övgüye layık olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam aldılar/alıyorlar. Oysaki Allah her şeyi Okuyan Kur’an Meal-TefsirO ki göklerin ve yerin otoritesi kendisine aittir. Allah her şeye Yüksel Mesaj Kuran ÇevirisiGöklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Ve ALLAH her şeye Allah ki, göklerin ve yerin mülkü* yalnızca O'na aittir. Allah, Her Şeye Tanık' Vakfı Süleymaniye Vakfı MealiGöklerin ve yerin tek hakimi olan Allah'a inanıp güvenmeleri… Üstelik Allah, her şeye Rıza Safa Kur'an-ı Kerim GerçekGöklerin ve yeryüzünün yönetimi, O'na özgüdür. Ve Allah, her şeye İslamoğlu Hayat Kitabı Kur’anO Allah ki, göklerin ve yerin hakimiyeti sadece O'na aittir; üstelik Allah her şeye Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim MealiO Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her şeye Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe AnlamıKi O Allah, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde şahid sadeleştirilmiş O ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O'nundur ve Allah, herşeye Esed Kur'an MesajıO Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir. Allah ki her şeye tanıktır!Diyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali8-9 Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiKi bütün Semavat ve Arz mülkü onundur ve Allah, her şey'e şahiddirSüleyman Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiO Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Allah, her şeye O Tanrı, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Tanrı, her şeyin üzerinde şahid Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i KerimO Allah ki göklerin ve yerin mülk -ü tasarruf u Onundur. Allah herşey'e hakkıyle ki; göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Ve Allah; her şeye Şahid' Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe AnlamıGöklerin ve yerin hakimiyeti kendisinin olan... Her şeye şahid olan Allah'a..Suat Yıldırım Kuran-ı Kerim ve Meali8-9 Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hakimi, aziz ve hamid mutlak galip ve bütün övgülere layık olan Allah'a iman etmeleri idi. Allah her şeye Hulusi Türkçe Kur'an ÇözümüO ki, semalar ve arzın mülkü O'na aittir! Allah her şeye şahittir!Edip Yüksel Eski Baskı Mesaj Kuran ÇevirisiGöklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Ve ALLAH herşeye Aktaş Eski Baskı Kerim Kur'anO Allah ki, göklerin ve yerin mülkü* yalnızca O'na aittir. Allah, Her Şeye Tanık' Khalifa The Final TestamentTo Him belongs the kingship of the heavens and the earth. And GOD witnesses all Monotheist Group The Quran A Monotheist TranslationThe One to whom belongs the kingship of the heavens and the earth, and God is witness over Quran A Reformist TranslationThe One to whom belongs the kingship of heavens and earth, and God is witness over everything. Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır... Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrası, herkesin dilinde pelesenk olan akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım. بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰـنِ الرَّحِيـمِ HER ZAMAN AKLA İLK GELEN ŞEY, DOĞRU MUDUR? Akla gelen şeylere ve kişiye göre değişir. Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır... Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrâsı, herkesin dilinde pelesenk olan akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım. Mesela; bazı şeyler aklî muhakeme, analitik düşünce ve aklın verilerine yani aklın uygun bulduğu 'ma'kûlât' ya da 'akliyyât' denilen meselelere dayanır ki, bunlar akıl yoluyla kavranabilen, anlaşılabilen ve elde edilebilen bilgilerdir. Bu konularda sağlıklı aklın yani doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneğine hâiz olan aklıselim'in ilk aklına gelenler –istisnaları da olmakla beraber- doğru olur. Bazı şeyler de ma'kûlât'ın zıddı olarak, gözle görülen ve duyularla hissedilen şeylerdir ki, bunlara da 'mahsûsât' denir. Bilindiği gibi, gözün gördüğü ve tecrübeyle sabit olan şeyler, insan beyninde kaydedilmiş belgelerdir ki, insan bazen onları unutsa dahi, bazı olaylar karşısında insanın dili beyninden gelen mesajları söyler. Ayrıca bu türden meselelerde, hislerin rolü büyüktür. Hisleri kuvvetli ve zihni açık olan kimselerin aklına ilk anda gelenler doğru şeyler olabilmektedir. İstenen cevap, 'muhayyelât' ile alâkalı yani zihinde tasarlanan, canlandırılan, hayale dayalı şeylerden oluşmuş ise, mahsûsât’ı açıklarken dediğimiz gibi, hisleri, hayalleri kuvvetli, zihni temiz ve açık olan kimselerin ilk anda akıllarına doğru cevap gelebilmektedir. Fakat cevabı istenilen şey, çeşitli ilim ve bilim dallarında yer alan hakikatler ve veriler hakkında olursa, soru sorulan meselede ilim bilgi sahibi olmadıkça, doğru cevap ilk anda akla gelmez ve düşünmekle de bulunamaz. Tahmin ve zan yoluyla, farkına varmadan doğruyu söyleme durumuna gerçeğe ulaşmak denilemez. Çünkü bu durumda bile cevaptan emin olunamaz. Cevabın doğruluğu gerekçeli olarak ispat edilemez. Yani ilim gerektiren meselelerde bir soruyla karşılaşıldığında, ilim sahibi olmadan o soruyu sadece akıl, duygu ve his ile doğru yanıtlamak mümkün olmaz. Bu durumlarda doğruya isabet etmek, 'bilmek' anlamına gelmez. Şöyle ki, bilgi sahibi olmadan, iki seçenekli bir sorunun doğru cevabını tutturmak, iki seçenek arasında zar atmaya benzer. O zarın doğru seçeneğe rastlaması ihtimali %50’dir. İşte buna 'ilim' denmez, 'zan' denir. Tabir-i câizse o zar atan kişiye, 'neden, niçin?' diye sorulduğunda, verdiği cevabın sağlamasını yapamayacak ve gerekçesiyle cevabın doğruluğunu ispat edemeyecektir. Aynen bunun gibi dört seçenekli sorularda, rastlantıyla doğruyu bilme oranı %25 iken, beş seçenekli sorularda bu ihtimal %20 olmaktadır. Dolayısıyla görüldüğü üzere, bu tür meselelerde ilk akla gelen his ile doğru tespit edilemez. İnsan farkına varmadan doğruyu telaffuz etse bile, o zan kişiyi hedefe ulaştırmaz. Klasik sorularda bu dediğimiz durum, herkesin ittifâk ile kabul ettiği bir gerçektir. Bir kimseye hiç bilmediği bir meselede soru sorulup sonra da önündeki boş kağıda cevabını yaz’ dense, doğru cevap alınamayacaktır. Test usulü sorulara gelince de, şu net ifadeyi söylemekle yetinelim. Bilgi gerektiren hiçbir test sınavında, çalışmadan başarılı olan kimse görülmemiştir. Bu tarihî ve tecrübî bir gerçektir. Tabi ki sorular, sahasında ehil kimselerce hazırlanmış ise… Bir kimse önündeki seçenekler arasında ne kadar analitik düşünürse düşünsün, sonunda ana çeldirici’ denen yanlış cevap’ ile doğru cevap’ arasında kalacaktır ve genellikle de yanlışı 'doğru' zannederek işaretleyecek veya söyleyecektir. İşte ilim ve bilgi gerektiren konularda durum böyledir. Bu konularda akla ilk gelen şeyin doğru olduğunu mutlak olarak söylemek yanlıştır! Bu soruya şöyle de cevap verebiliriz. Bilginin kaynağı üçtür; haber-i sâdık doğru haber yani vahiy yoluyla bizlere bildirilmiş hakikatler, havâss-ı selîme sağlıklı olan beş duyu organının elde ettiği veriler ve zaman içerisinde insanların kazandıkları tecrübeler. Buna göre, beş duyu organının verileri ile tecrübeye dayalı bir meseleyle karşılaşıldığında, -kişiye göre değişmesine rağmen- bazen ya da çoğu zaman ilk akla gelen doğru olabildiği halde, haber-i sâdık konularında yani ilim gerektiren meselelerde ma'lûmât sahibi olmadan ilk akla gelen devamlı yanlış kabul edilir. Zan yoluyla doğruya isabet etmek de, 'bilgi' kabul edilmez. Çünkü, o bilginin doğruluğunu ispat etmek de ilim gerektirir ve ilimsizce konuşmak 'kötü ahlak'tan kabul edilir. Bu konudaki en güzel sözü Peygamberimiz söylemiştir وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun!” Buhârî, 6018, 6019, 6135, 6136, 6138, 6475, 6476; Müslim, 47, 48; Tirmizî, 1967, 2500; Ebû Dâvûd, 5154; İbn-i Mâce, 3672, 3971 Bazı filozofların kabul ettiği 'sezgi metodu' yoluyla elde edilen hisler 'ilim' ya da 'bilgi' sayılmaz. Zira hakikat, insanların his ve heveslerine terk edilmemiştir. İslâm'da ise 'ilhâm' bağlayıcı bilgi kaynağı sayılmaz. İslâmî kaynaklarda geçen kalbî müşâhede, ilhâm ya da firâset bilginin temel kaynaklarından değil, temel kaynaklara dayanan bilginin açıklaması mesabesinde sayılabilir. Temel bilgi kaynağı vahiydir; akıl ve beş duyunun verileri ile insanların zamanla elde ettikleri tecrübeler ve pozitif ilimler, teknolojik ve maddî inkişaf ve terakkiler müstakil ve temel bilgi sayılmazlar. Bunlar temel bilgi olan vahye tabidirler ve onun içinde alt bölümlerde mütalaa edilirler. Çünkü vahye aykırı olan hiçbir şey, ilim veya bilim sayılmaz. Sonuç olarak; akla doğan ilk şeye, hangi meselelerde bazen güvenilebileceği, hangi meselelerde hissin, duygunun, aklî muhakeme ve analitik düşüncenin bir faydasının olmadığı böylece ortaya çıkmıştır sanırım. Bu izahatlarla, hangi konularda ilk akla gelen şeylerin doğru olma ihtimali vardır ya da yoktur, ana hatlarıyla netlik kazanmaktadır. Tabi ki bu durum, kişilere ve kişilerin kişilik ve bilgi, birikim, tecrübe gibi özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Akla ilk gelen şeyler konusunda ilim, akıl, zeka, psikoloji ve tecrübe gibi etkenlerin büyük rolü vardır. Bunlara sahip olan bir kimse, sağlıklı bir muhakeme ile genelde doğruya ulaşır, bu meselelerde yetersiz olan kimse ise doğrudan uzaktır. Özellikle ma'lûmât konularında bilgisiz olan kimselerin aklına gelen şeylerin tamamı yanlıştır. Bir de iman, takvâ, ihlâs, sıdk gibi konularda karşılaşılan sorular vardır ki, bu durumda doğruya ulaşmak için, kişide ma'lûmât dışında köklü bir iman, Allah korkusu, ihlâs ve samimiyet, sadakat ve vefâ, Allah vergisi firâset, basiret, hikmet ve furkân gibi değerlerin de bulunması icap eder. Yani bu konularda hakkı bilme ve kavrama konusunda ilim, iman ve takvâ derecesinin doğrudan etkisi vardır. Başarı ve muvaffakiyet ancak Allah'tandır. "Benim başarım ancak Allahın yardımı iledir." Hûd 88 Yusuf Semmak Yusuf SemmakHAYATIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ DEĞİL; "ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ" TEKVÎR 29 AYETİ GEREĞİ, ALLAH’IN MUTLAK İRADESİ ŞEKİLLENDİRMEKTEDİR HAYATIMIZIN ŞEKİLLENMESİNDE, ALLAH'IN İZNİYLE, İMTİHAN GEREĞİ BİZİM CÜZ-İ İRÂDEMİZİN ROLÜ DE MALUMDUR... Hiç şüphesiz hayatımızda düşüncelerimizin önemi de büyüktür. Zira biz, varlığımız ve amellerimizle olduğu kadar duygularımız, fikirlerimiz ve inançlarımızla bir bütün olarak insanız. Psikolojide geçen "çekim yasası" denen şey, pozitif düşüncelerin olumlu sonuçlar, negatif düşüncelerin de olumsuz sonuçlar doğuracağı faraziyesini, yerçekimi kanunu kadar gerçek bir kanun gibi savunmaktan ibarettir. Bu varsayımı bu denli kesin kanunmuş gibi savunmayanlar da elbette vardır. Mutedil olmak gerektiğini hatırlatarak birkaç açıklama yapalım. Olumlu düşüncenin, insan açısından olumlu sonuçlar doğurması ümid edilir. İslâm’da hüsn-ü zann ve hüsn-ü te’vîl esastır. Güzel zanlarda bulunmak ve güzel yorum yapmak gerekir. Olumlu düşünme, olumlu yorum yapma, her şeye güzel tarafından bakma, insanın kendi hayatıyla alâkalı konularda pozitif olması inşâAllah olumlu sonuçlar ortaya çıkarır. Bir kimsenin karamsar, ümitsiz, içsel yönden hezimete uğramış olması, kendisini ilgilendiren ya da kendi dışındaki olaylara sürekli kötü tarafından bakması, bir meselede yorum yaparken en kötü ihtimalin gerçekleşeceğine koşullanması bir anlamda kendisi için beddua gibidir. Bu ruh halinden sakınmak gerekir. Moral ve motivasyon başarının anahtarıdır. Kendimiz hakkında güzel şeyler düşünmemiz, o güzelliklere ve hayırlara kavuşmak açısından birer basamak olarak kabul edilir. Aynı zamanda olumlu düşünce sahipleri, kendilerinin başarısı için de dua etmiş olmaktadırlar. Kudsî bir Hadis’te Rabbimiz “Ben kulumun, Bana olan zannının yanındayım. Beni zikrettiği yerde, ben onunla beraberim” Müslim buyurmuştur. Yani Allah, bizim iyi ve kötü zanlarımıza göre bizlere tecelli edeceğini haber vermektedir. Bu, bir müjdedir. Bu sebeple, güzel düşünüp güzel sonuçlar beklemek câizdir hatta ölçülü şekilde yani meşru şekilde anlamak kaydıyla, bu psikoloji, bizlere Şer’an da tavsiye edilmiştir. Fakat “iyi ya da kötü ne düşünürsen, mutlaka o olacaktır; o başına gelecektir” diye kesin konuşmak ve bunu kesin bir kanun gibi kabul etmek doğru olmaz. Çünkü bizim düşündüklerimiz değil, Allah’ın diledikleri olacaktır. Bununla beraber, Allah, kullarını imtihan etmek için iman ve takvâ seviyelerine yahut onlara Rabbâniyetinin ve onları Tevhid’e kılavuzlamasının esbabı olarak içyüzünü bilmediğimiz belki de o kimsenin iç âlemiyle bağlantılı pek çok farklı sonuçlar yaratmaktadır. Burada önemli olan Allah ile bağımızı koparmadan, Allah’ın bizi çağırdığı en güzel hayırlara talip olmamız ve onları kazanmak için amel ettiğimiz için, duygu ve düşüncemiz yönüyle o güzelliğe kavuşma isteği açısından pozitif olmamızdır. Bunda bir sorun yoktur. Psikolojide bu tür bir moral-motivasyonla hareket etmek şirk olmaz! Ben bu konuyu genel bir bakış açısıyla 2 yönlü olarak şöyle özetleyebilirim 1- Yaşarken, olaylar karşısında olumlu düşünce sahibi olmamız, kendimiz için bir duadır. 2- Olaylar karşısında olumsuz, karamsar, kötümser ve kötücül düşünceye sahip olmamız da kendimiz için bir beddua olur/olabilir! Allah korusun! Bu nedenle Müslüman dedelerimiz, “insanın kendisine yaptığı kötülüğü kimse yapamaz” demişlerdir. Kendimize sürekli iyilik yapmak istiyorsak, gerçekleri göz ardı etmeden, gerçekler karşısında, olumlu fikirler üretmeliyiz ve sonuçta Allah’ın bize güzel bir sonuç vereceğine olan inancımızı yitirmemeliyiz. Böyle davranışa da İslâm’da “tevekkül” diyoruz. Biz kullara, her hususta Allah’a güvenip dayanmak düşer. Yûsuf Sûresinin 87. Ayetinde geçtiğine göre; Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keser. Ümitsizliğin ve karamsarlığın aşırısı insanı küfre dahi sokabilir. Hiçbir insan, içine düştüğü sıkıntıdan asla kurtulamayacağını düşünmemelidir, buna hakkı yoktur. Çünkü onu, o sıkıntıyla imtihan eden Allah’tır. Allah’ın takdirine rıza göstermek, belaları def eder. Allah, onun her halini görmektedir. Onun o anki durumuna göre sonuçlar yaratabilir. Aslında sıkıntının çözümü insanın kendi içindedir. Başarıyı sadece maddî ve fizîkî sonuçlara bağlamazsak durum sürekli böyledir. Başarı bazen maddî ve fizîkî yönde bazen de manevî yönde olabilir. Dolayısıyla, hayatımızda karşılaştığımız görünüş itibariyle iyi ya da kötü durumlar karşısında Allah’a teslim olmalıyız, sabretmeliyiz, olumlu/hayırlı sonuçlar ümit etmeliyiz, karamsar ve kötümser olmamalıyız. Sonuçta Rabbimiz, bizim bu kulluğumuzu takdir edecek dilerse sabretmemiz karşılığında bize sevap verecek, dilerse dünyada güzel vakitler geçirmemizi, nimetlerinden yararlanmamızı irade edip, akabinde şükretmemiz karşılığında sevap lütfedecektir. Bunlar, imtihanın cilvesidir. Bunların arka planını bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vardır ki, bizim Rabbimiz çok merhametli, çok lütufkâr ve çok âdildir. Biz, O’na alâ külli hal her halükârda hamd, şükür ve teslimiyet ile sığınırız. O da bizlere inşâAllah hem dünyada hem de ahirette iyilik ve güzellik verir. Yeter ki biz, kendi zaaflarımızla; aceleciliğimizle, cimriliğimizle, kötümserliğimizle, merhametsizliğimizle, hoşgörüsüzlüğümüzle, katı kalpliliğimizle ve katı sözlüğümüzle kendi ayağımıza çelme takmayalım, kardeşim... Rabbimiz şöyle buyurmuştur “... İnsanlardan öylesi vardır ki Ey Rabbimiz, bize dünyada ver!’ der. Ahirette ise onun hiçbir payı yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!’ der.” Bakara 200, 201 Sadece dünyanın nimetlerini isteyip de ahiretin nimetlerinden mahrum olanlardan da olmayalım, inşâAllah… tarih can AydınÇEKİM YASASI-na inanmak Şirk midir ? Hayatımızı düşüncelerin şekillendirdiğini iyi düşünürsek iyi kötü düşünürsek kötü şeyler yaşayacağımızı Neyi düşünürsek onu yaşayacağımızı söyleyen bir yasa tarih Son YorumlarŞeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum TeşekkürlerBaraa Bence çoooook güzel bir siteali İlmî Arapça Sayfası http//wwwali Faydalı Bir Maksud Programı httpali Faydalı Bir Emsile Programı httpDerya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocammustafa Abi çook teşekküür ederimMedine Cenetin kapısın geçmek istiyomYusuf Allah razı olsun hocam çok anlaşıMeryem Verdiğiniz bu bilgiler için çok tmetin hadiste gecen Gölge Arsin gölgesiRüya Çok teşekkür ederimŞule Çok teşekkürlerAli Özbek Hocam Allah razı olsun mükemmel bfatma ellerinize yüreğinize sağlık cıddMehmet Bu site " mi mi mutluluk Çok güzel olmuş ellerinize sağlık El-Melik'in anlamı Mülkün yegane sahibi ve maliki anlamına gelir. Bütün kâinatın mutlak ve hakiki sahibi ve mutasarrıfı, bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı olan. El Melik, Kuran'ı Kerim'de geçen Allah'ın … İnsana verilecek olan bir şey insan eliyle de gerçekleşse, bunu yapan yine Allah' 18, 2019Ya Melik ne anlama gelir?El–Melik, kainatın yegane sahibi ve her şeyin mutlak, hakiki mutasarrıfıdır anlamına gelmektedir. Tüm mevcudiyetin ve mülkün sahibi Allah'tır. Mutlak ve tek hükümdar anlamına gelen El–Melik, her şeyi Allah'tan istemek için bir Melik ne demek?Büyük Selçuklular'da olduğu gibi Anadolu Selçukluları'nda da devlet ve memleket, hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Sultan'ın dışında hanedan mensuplarına Melik adı verilirdi. Başlangıçta devlet merkezi İznik iken burasının Haçlılar tarafından alınmasından sonra Konya Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi mi Melik mi?söylendiğinde bana geçmişi hatırlatan güzelim kelime. "iki belik örelim o zaman." fethiye'de saç örgüsü anlamındaki belik karşılığı ve daha çok melik ismini koymak caiz mi?Melik isminin kullanılması islami açıdan caizdir ve kullanılmasında bir sakınca Melik ne icin okunur?İnsanlara verilen tüm nimetlerin sahibi Allah'tır ve insanların çabasıyla Allah tarafından verilmektedir. Her gün 90 kere okunan El-Melik esması kötülüklerden korumaktadır. 40 gün süreyle okunan “Ya Melik” ismi şerifi Allah'ın rızasıyla dertlerden kurtulmayı, iyi günler görmeyi sağlamaktadır.

her şeyin sahibi allah tır