SolunumSistemi Nedir? sorusunun cevabı aşağıda sizleri bekliyor Solunum Sistemi Canlılar yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji besinlerden karşılanır. Hücre içerisinde besinlerden enerjinin üretilebilmesi için, besinlerin oksijen ile parçalanması gerekir. YediiklimYayınları 2023 KPSS-ALES-DGS Sayısal Sözel Mantık Tamamı Çözümlü 50 Deneme ürünü, özellikleri ve en uygun fiyatları Başkent Ankara Yay. Eği. Hizm. San. ve Tic. LTd. Şti. da. Yediiklim Yayınları 2023 KPSS-ALES-DGS Sayısal Sözel Mantık Tamamı Çözümlü 50 Deneme, KPSS Denemeler kategorisinde. 4Sınıf hücre içi solunum sistemi, Hücrenin içerisindeki solunum olayı için gerekli olan oksijen gazının havadan alınarak kana verilmesini, kandaki karbondioksit gazının alınarak dışarıya atılmasına yardımcı olan sisteme solunum sistemi denir. Solunum sistemini oluşturan organlara ise solunum sistemi organları denilmektedir. KonuAnlatımı. 8. Sınıf 1. Ünite Mevsimlerin Oluşumu İklim Ve Hava Olayları (2) 8. Sınıf 2. Sera Sok No:4 Daire:12 Göktürk Eyüpsultan İstanbul; bilgi@sorumakinesi.com; 0 505 451 06 57 . Kurumsal. Hakkımızda; Misyonumuz; Ünite Enerji Dönüşümü ve Çevre Bilimi Enerji Dönüşümleri Solunum Konu Anlatım Sayfaları 11SINIF. BİYOLOJİ. 11. Sınıf Biyoloji - Fasikülleri - 2021. 1.FASİKÜL SİNİR SİSTEMİ - 1 2.FASİKÜL SİNİR SİSTEMİ - 2 3.FASİKÜL ENDOKRİN SİSTEM 4.FASİKÜL DUYU ORGANLARI 5.FASİKÜL DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ 6.FASİKÜL SİNDİRİM SİSTEMİ 7.FASİKÜL BESİNLERİN KİMYASAL SİNDİRİMİ 8.FASİKÜL DOLAŞIM SİSTEMİ 9 7SllE. Biyoloji ayt konu anlatımı, Biyoloji tyt konu anlatımı , Biyoloji yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda Sinir Sistemi hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz.. Sinir Sistemi Sinir sistemi veya sinir ağı, canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisinde hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen bir organ sistemidir. Sinir sistemi iki bölümden oluşur. Merkezi sinir sistemi MSS ve çevresel sinir sistemi ÇSS. Merkezi Sinir Sistemi Çevresel Sinir Sistemi Sinir Sistemi Rahatsızlıkları Merkezi Sinir Sistemi Merkezi sinir sitemi beyin ve omurilikten oluşur. Beyin kafatasının içini dolduran milyarlarca hücreden oluşmuş bir merkezdir. Omurilik ise omurga kanalı içerisinde incelerek uzanan bir yapıdır. Beyin Kafatası içerisinde bulunur, kütlesi yaklaşık 1,5 kg’dır. Beyin ve omurilik dıştan içe doğru sen zar, örümceksi zar ve ince zardan oluşan meninges beyin zarları ile sarılıdır. Bu zarların mikroorganizma etkisiyle iltihaplanması, menenjit adı verilen hastalığa neden olabilir. Sert Zar Beyni mekanik etkilerden, yaralanma ve zedelenmelerden korur. Kafatası kemiğinin hemen altında kemiğe yapışık halde bulunur. Örümceksi zar Örümcek ağına benzeyen ince bağ dokusu lifleriyle sert zarı ve ince zarı birbirine bağlar. İnce zar Taşıdığı kan damarları sayesinde beynin besin ve oksijen ihtiyacını karşılar. Beyin kıvrımlarını örter. Beyinde oluşan atık maddelerin toplanmasında etkilidir. Beyin ön beyin, orta beyin ve arka beyin olmak üzere üç kısımda incelenir. Ön Beyin büyük beyin Beynin en büyük bölümüdür. Uç beyin ve ara beyin olarak iki kısımda incelenir. Uç beyin – Uzunlamasına bir yarıkla birbirinden ayrılan iki yarım küreden oluşur. Bunlara beyin yarım küreleri denir. Beyin yarım küreleri üstte nasırlı cisim, altta beyin üçgeni ile birbirlerine bağlıdır. – Uç beyin, dış kısmında boz maddesinir hücrelerinin hücre ğövdelerinden oluşur, iç kısmında ak maddesinir hücrelerinin aksonlarından oluşur içerir. Boz maddenin oluşturduğu kısma beyin kabuğu korteks adı verilir. – Boz madde beyin kabuğunu korteksi oluşturur. Ak madde beynin iki yarım küresi arasındaki haberleşmeyi sağlar. – Beyin yarım kürelerini enine ayıran ve üst kısmında motor, alt kısmında duyu merkezleri bulunan derin yarığa Rolando yarığı denir. Ara Beyin Ara beyin, talamus, hipotalamus ve epitalamustan oluşur. Talamus Koku dışındaki diğer duyu organlarından gelen impusların sınıflandırıldığı ve ilgili merkezlere iletildiği yerdir. Duyu organlarından alınan verileri, beyin kabuğuna iletir. Talamus veya uç beyinden herhangi birinin hasara uğraması düzgün ve anlaşılır konuşmayı tümden veya göreceli olarak bozar. Uyku sırasında talamus ve beyin kabuğu işlevsiz kalır. Hipotalamus Homeostatik düzenleme için beynin en önemli bölgelerinden biridir. Vücudun biyolojik saatini düzenler. Vücut ısısını ayarlar. Bu nedenle vücudun termostatı gibi görev yapar. Yapısında bulunan hipofiz bezini kontrol eder. Hipofiz bezi de endokrin hormon sistemini kontrol eder. Açlık, susama, cinsel davranışlar, savaş-kaç tepkisi, kan basıncı, kalp atış hızı, vücut sıcaklığı, iştah ve uyku düzeni gibi faaliyetlerle insanı hayatta tutar. Hipotalamus işlevi yok olursa sürekli uyku durumu gözlemlenir. Çay ve kahvedeki kafein ön loblardaki nöronları aktif tutarak uykuyu kaçırır. Orta Beyin Ponsun üzerinde, beyincik ve ara beyin arasındadır. Ön ve arka beyin arasında köprü görevi görür. Orta beyin görme ve duyma reflekslerini kontrol eder. Örneğin ışıkta göz bebeklerinin daralması, herhangi bir seste köpeğin kulaklarının dikleşmesi bu merkezler tarafından düzenlenir. Ayrıca kas tonusunu dinlenme hâlinde kasların az da olsa kasılı kalması ve vücudun duruşunu düzenleyen merkezler de orta beyinde bulunur. Arka Beyin Omurilik ile orta beynin birleşme bölgesinde yer alan, birçok nöronun geçiş yollarının bulunduğu yerdir. Arka beyin üç kısımda incelenir beyincik, omurilik soğanı ve pons. Beyincik – Şekli ağaca benzediği için hayat ağacı olarak da isimlendirilen beyinciğin temel görevi, vücudu dengede tutmak ve çizgili kasların düzenli çalışmasını sağlamaktır. – İç kısmında ak, dış kısmında boz madde bulunur. – Vücut dengesinin sağlanmasında gözden ve iç kulaktaki yarım daire kanallarından gelen uyarıları değerlendirir. Bu nedenle gözleri kapalı olan veya iç kulak problemleri yaşayan kişilerde vücut dengesinin sağlanması zorlaşır. Omurilik Soğanı – Soluk alıp vermek, kalp atışı, nabız, dolaşım, boşaltım vb. gibi hayati fonksiyonların merkezidir. – İç organları harekete geçiren çiğneme, yutkunma, kusma, öksürme, hapşırma, nefes alma gibi otomatik gerçekleşen homeostatik olayları kontrol eder. Vücut içi refleks kontrolünde görev yapar. – Omurilik soğanı şiddetli darbe alırsa bilinç ve refleks kaybı yaşanır. Hatta solunum ve kalp durabilir. Pons – Kalın lif demetlerinden oluşan orta beyin ile omurilik soğanı arasında bulunan yapıdır. – Pons, tüm vücudun kullanıldığı hareketlerin gerçekleştirilmesinde omurilik soğanıyla eş güdümlü çalışır. Omurilik Sırtta omurganın içerisinde yaklaşık 45-50 cm uzunluğa sahip olan sinir kordonuna omurilik denir. Omurilik yapısının en dışında omurga kemikleri bulunur. Omurilikte beyinde olduğu gibi sert zar, örümceksi zar, BOS sıvısı, ince zar, omuriliğin ak maddesi, omuriliğin boz maddesi ve en içte BOS sıvısı ile dolu olan omurilik kanalı bulunur. Omurilik refleks tepkilerinden sorumlu olunan bölgedir. Uyarılara karşı istemsiz ve aniden oluşturulan tepkilere refleks denir. Refleksler çoğunlukla istemli kontrol edilemez. Refleks olaylarının omurilikten yönetilmesi hareketin beyne iletileceği ve değerlendirileceği süreyi kısaltarak canlılar için dış uyarılara hızlı tepki vermeyi sağlar. Omurilikte refleks oluşurken impulsun izlediği yola refleks yayı denir. Doğuştan var olan ve tüm insanlarda benzer şekilde olan reflekslere kalıtsal refleks denir. Örneğin; bebeklerde emme refleksi, göz kapağının ani ışıkta kapanması ve diz kapağı refleksi kalıtsal reflekslerdir. Öğrenme sonucu oluşan kazanılmış reflekslere şartlı refleks denir. Örneğin; limon görünce ağzın sulanması, kedilerin pisi pisi sesine doğru gelmeleri, bisiklet sürmek, dans etmek gibi. Basit bir refleks olayında duyu nöronu, ara_nöron ve motor nörondan oluşan refleks yayı görev yapar. Örneğin, eline iğne batan bir kişide, kolu geri çekme refleksi basit reflekstir. Çevresel Sinir Sistemi Çevresel sinir sistemi, beyinden kafa sinirleri ve omurilikten omurilik sinirleri çıkan duyu ve motor nöronlarından 12 çift sinir çıkar. Bu sinirlerden 10. sinir çiftine vagus siniri adı verilir. Vagus siniri, akciğer, kalp, pankreas ve bağırsaklara uzanan parasempatik bir sinirdir. Omurilikten 31 çift sinir çıkar, bunlar duyu ve motor nöronlarıdır. İnsanda en büyük omurilik sinir çifti, bacaklara giden siyatik sinirlerdir. Çevresel sinir sistemi otonom istemsiz ve somatik istemli olmak üzere ikiye ayrılır. Otonom Sinir Sistemi Otonom sinir sistemi istemsiz çalışır. Beyinden ve omurilikten gelen motor sinirlerden meydana gelir. Otonom sinir sisteminin bazıları hariç miyelinsiz sinirlerden oluşur. Akson çapları dardır. İmpuls iletimi yavaştır. Bu sebepten impuls, miyelinli motor sinirlere göre daha yavaş ilerler. İç organların çalışmasını düzenler. Boşaltım, kan dolaşımı, üreme, solunum, sindirim sistemi hareketleri ve bazı endokrin bezlerin çalışması gibi önemli vücut fonksiyonlarını kontrol eder. Otonom sistemi birbirine zıt çalışan sempatik ve parasempatik sistemden oluşur. Her iç organa biri sempatik diğeri parasempatik sinir sisteminden gelen bir çift sinir bağlanır. Somatik Sinir Sistemi Bilinçli yapılan hareketleri kontrol eden sinir sistemine somatik sinir sistemi denir. İskelet kaslarına giden miyelin kılıflı motor nöronlardan oluşur. Bu nöronların gövdeleri beyin veya omuriliktedir. Bu sinir sistemi; konuşma, yazma, koşma gibi istemli tepkileri kontrol eder. Sinir Sistemi Rahatsızlıkları Sinir sistemi hastalıları önemli sağlık sorunları arasındadır. Bu tip hastalıklara multiple skleroz MS, epilepsi, Alzheimer, Parkinson ve depresyon gibi örnekler verilebilir. Multiple Skleroz MS Hastalığı Beyin ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki miyelin kılıfa akyuvar hücrelerinin zarar vermesinden kaynaklanan otoimmün bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun normal dokularına saldırdığı bir durumdur bir hastalıktır. Kılıfın hasar gördüğü yerler sertleşmiş dokulara dönüşür. Bu sertleşmiş alana plak adı verilir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir. Belirtileri, etkilenen sinir sistemi bölgesine göre farklılık gösterir. Hâlsizlik, karıncalanma, uyuşma, duyu eksikliği, denge bozukluğu, çift görme, görme azlığı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya yapamama, erkeklerde cinsel güç azlığı en yaygın belirtileridir. Epilepsi Epilepsi, beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin olağan dışı bir elektro-kimyasal boşalma yapması sonucu ortaya çıkan nörolojik hastalıktır. Sıklıkla geçici bilinç kaybına neden olur. Alzheimer Beynin birçok bölgesindeki nöronların programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle ortaya çıkan bir çeşit bunamadır. Genellikle yaşa bağlı olarak ilerleyen bir hastalıktır. Alzheimer, yakındaki olayları unutma, tekrar tekrar sorma, zihinsel kapasitede azalma ile ortaya çıkar ve zamanla ilerler. Bu hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Ancak bazı belirtilerin azaltılmasını sağlayan ilaçlar geliştirilmiştir. Depresyon çöküntü Duygusal, zihinsel ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren ciddi ama tedavi edilebilir bir ruhsal hastalıktır. En dikkat çekici özelliği çökkün ruh hali ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyon bir beyin hastalığıdır, genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörler gibi nedenleri olabilir. Depresyon her yaşta olabilir, ama genellikle gençler ve kadınlarda daha yaygındır. Parkinson Hastalığı Parkinson Hastalığı , motor hareket fonksiyonlarının bozulmasıdır. Belirtileri; kas titremeleri, denge bozukluğu, eğik duruş ve ayakları sürüyerek yürüme şeklinde gözlemlenmektedir. Yüz kasları hareketsiz ve donuk bir ifadeyle yüze sabitlenmiştir. Alzheimer hastalığı gibi, ilerleyen yaşlarda görülme sıklığı artan bir hastalıktır. KAYDOLGİRİŞ YAPKunduzBiyolojiSolunum SistemiDerin bir nefes al ve Solunum Sistemini keşfetmeye hazır ol. Aldığımız her nefesin macerası seni bu ünitede bekliyor. 😉1Solunum Sistemine GirişTÜMÜNÜ GÖRSolunum Sistemi Yapıları2Soluk Alıp Verme MekanizmasıTÜMÜNÜ GÖRSoluk Alma ve Soluk VermeSoluk Alıp Vermenin Kontrolü3Solunum Gazlarının TaşınmasıTÜMÜNÜ GÖROksijenin TaşınmasıKarbondioksitin Taşınması4Solunum Sistemi Sağlığı ve HastalıklarıTÜMÜNÜ GÖRSolunum Sistemi RahatsızlıklarıSolunum Sisteminin SağlığıAnasayfalarÖğrenciler içinVeliler içinEğitmenler İçinOkullar içinKurumsal işbirliğiAraçlarYKS Puan HesaplamaLGS Puan HesaplamaÜrünlerSoru ÇözümüKonu AnlatımıSoru BankasiDERSLERMatematikFizikKimyaBiyolojiTürk Dili ve EdebiyatıTürkçeCoğrafyaTarihFen Bilimleriİnkılap TarihiSosyal BilgilerSınıflar12. Sınıf11. Sınıf10. Sınıf9. Sınıf8. SınıfSınavlarYKSAYTTYTLGSPopüler KurslarTYT MatematikTYT GeometriTYT FizikTYT KimyaTYT BiyolojiTYT TürkçeAYT MatematikAYT GeometriAYT FizikAYT KimyaAYT BiyolojiAYT Türk Dili ve EdebiyatıAYT Coğrafya11. Sınıf Matematik10. Sınıf Matematik9. Sınıf MatematikPopüler ÜnitelerLimit ve SüreklilikTürevİntegralPolinomlarFonksiyonlarProblemlerTrigonometriAnalitik GeometriElektrostatikDalgalarOptikOrganik BileşiklerKarışımlarMaddenin HalleriKimya ve ElektrikSindirim SistemiDolaşım SistemleriSolunum SistemiParagrafta AnlamHalk ŞiiriDivan ŞiiriKurumsalNeden Kunduz?BlogSSSİletişimYorumlarKVKKGizlilik SözleşmesiKullanım Koşulları©Copyright Kunduz 2022 , Kunduz uygulamasında yer alan tüm hizmet ve içerikler eğitim ve öğretim amaçlı olarak öğrencilerin kullanımına sunulmaktadır. HÜCRESEL SOLUNUM GÖRSELLİ KONU ANLATIM PDF’SİNE VE VİDEOSUNA SAYFA SONUNDAN ULAŞABİLİRSİNİZ HÜCRESEL SOLUNUMUN ÖNEMİ *Hücreler, canlılığını devam ettirmek ve çoğalmak için enerjiye ihtiyaç duyar. *Fotosentezle üretilen organik besinler ve oksijen, solunum olayında kullanılarak enerji elde edilir. *Hücrelerde; glikoz, yağ asidi, gliserol, amino asit gibi organik moleküllerin yapısındaki kimyasal bağ enerjisi ile ATP sentezlenmesine hücresel solunum denir. *Tek hücreli ve çok hücreli canlıların her bir hücresinde birçok yapım ve yıkım tepkimeleri gerçekleşir. *Canlıların beslenme yoluyla aldıkları bileşiklerin kimyasal bağlarındaki enerjiyi açığa çıkarmaları ve çıkardıkları enerjiyle yeni bileşikler sentezledikleri tepkimelerin tümü metabolizmadır. *Metabolik faaliyetlerin büyük bir bölümünde enerji harcanır. Bu enerji hücresel solunumla üretilen ATP molekülünden karşılanır. *ATP, dış ortamdan veya diğer hücrelerden alınamaz. Hücrelerin dolayısıyla canlıların varlığını sürdürmesi, hücresel solunumun kesintisiz bir şekilde devam etmesine bağlıdır. *Hücresel solunum; oksijenli solunum, oksijensiz solunum ve fermantasyon olmak üzere üç şekilde gerçekleşir. *Oksijen ve enzimler yardımıyla enerji verici organik molekülllerin H2O ve CO2’ye kadar parçalanması sırasında açığa çıkan enerji ile ATP sentezlenmesine oksijenli solunum denir. *Glikozun hücre sitoplazmasında oksijensiz olarak yıkılıp enerji elde edilmesine oksijensiz solunum denir. *Fermantasyon ise besinlerin yapı taşlarının oksijen kullanmadan kısmi olarak yıkılıp ATP elde edilmesi olayıdır. Oksijenli Solunum *Oksijenli solunumda besinlerin yapı taşları, enzimler ve oksijen sayesinde CO2 ve H2O gibi inorganik maddelere parçalanır. Bu sırada enerji elde edilir. Üretilen enerjinin bir kısmı ATP’ye aktarılırken bir kısmı da ısı enerjisi olarak açığa çıkar. *Organik besinlerin hücre içinde oksijen kullanılarak inorganik moleküllere kadar parçalanması ile enerji açığa çıkarılması sürecine oksijenli solunum denir. *Oksijenli solunum, bazı prokaryot ve ökaryot canlılarda gerçekleşir. *Oksijenli solunum, prokaryot canlılarda sitoplazmada başlayıp solunuma yardımcı ETS elemanlarını taşıyan hücre zarı kıvrımlarında tamamlanır. *Ökaryot canlılarda ise oksijenli solunum yine sitoplazmada başlayıp mitokondride devam eder. Mitokondrinin Yapısı *Mitokondri, çift birim zarla çevrilidir ve mitokondrinin dıştaki zarı düzdür. İçteki zarı ise dar alanda geniş bir yüzey oluşturacak şekilde girintili ve çıkıntılı bir yapıya sahiptir. Bu kıvrımlı zar yapısı, solunum yüzeyini artırarak daha fazla enerji üretilmesini sağlar. Cici Bilgi Mitokondri, organik maddelerden oksijenli solunumla ürettiği ATP’yi kloroplast hariç enerjiye ihtiyacı olan diğer organellerle paylaşır. *İç zarın kıvrımlarına krista, iç zar içinde yer alan sıvıya ise matriks denir. *Krista ve matrikste oksijenli solunumda görev alan enzimler bulunur. Ayrıca matrikste; mitokondriye özgü olan DNA, RNA ve ribozomlar yer alır. Bu sebeple mitokondriler, hücrenin kontrolü altında çoğalabilir ve yapılarına uygun proteinleri sentezleyebilir. *Mitokondrilerin sayısı, hücrelerin yapısına ve enerji ihtiyacına göre hücreden hücreye farklılık gösterebilir. Örneğin çizgili kas, sinir, kalp ve karaciğer hücrelerinde mitokondri bol miktarda bulunurken yağ doku hücrelerinde ise çok az bulunur. *Düzenli egzersiz yapmak, mitokondri sayısını artıran önemli bir aktivitedir. Bu yüzden hangi yaş döneminde olursak olalım mutlaka fiziksel aktiviteye dayalı egzersizler yapmalı ve bunları davranış hâline getirmeliyiz. *Fermantasyona göre daha fazla enerji kazancı sağlayan oksijenli solunum; glikoliz, pirüvik asitten asetil – CoA oluşumu, krebs döngüsü ve elektron taşıma sistemi ETS evrelerinden oluşur. *Ökaryot canlılarda oksijenli solunumun glikoliz evresi, sitoplazmada; pirüvik asitten asetil – CoA oluşumu, krebs döngüsü ve ETS evreleri ise mitokondride gerçekleşir. *Oksijenli solunum sırasında organik besinlerin yapı taşları, enzimlerin kontrolünde kademeli olarak yıkılır ve ATP sentezlenir. *Bazı reaksiyon basamaklarında besinlerin yapı taşlarına yıkılması sırasında substratlardan ayrılan fosfat molekülleri, ADP molekülüne bağlanarak substrat düzeyinde fosforilasyon ile ATP sentezlenir. *Bazı reaksiyon basamaklarında ise besinlerin yapı taşlarına yıkılması sırasında hidrojen atomları açığa çıkar. NAD ve FAD molekülleri ile taşınan bu hidrojen atomlarındaki enerjiden ETS aracılığı ile ATP sentezlenir. Bu şekilde gerçekleşen ATP sentezine oksidatif fosforilasyon denir. Oksijenli Solunum Evreleri Glikoliz *Hücresel solunumda enerji verici organik molekül olarak glikoz kullanıldığında gerçekleşmesi zorunlu ilk tepkime glikoliz olayıdır. *Glikoliz ile solunumda tüketilecek 6 karbonlu glikoz, çeşitli enzimlerin kontrolünde 3 karbonlu pirüvik aside pirüvata dönüştürülür. *Bu dönüşüm sırasında ATP hem tüketilir hem de üretilir. *Kısaca glikoliz, glikozun pirüvik aside kadar parçalanması sırasında bir miktar ATP’nin üretildiği enzimsel tepkime dizisidir. *Glikoliz sırasında kararlı glikoz molekülünü solunum reaksiyonlarına katılacak kadar kararsız hâle getirmek için ATP harcanır. *Daha sonraki aşamalarda ise substrat düzeyinde fosforilasyon ile ATP sentezlenir ve glikoz, 2 pirüvik aside dönüşür. *Glikoz molekülünün solunum tepkimelerine katılabilmesi için 2 ATP harcanır ve 2 tane 3C’lu pirüvik asit meydana gelir. *Tepkimeler sonucu 4 ATP üretilir ve bu sırada bir çeşit koenzim olan NAD nikotinamid adenin dinükleotit molekülleri, oluşan organik moleküllerden hidrojen alarak NADH oluşturur. *Ökaryot hücrelerdeki glikoliz sırasında ara ürünlerden ayrılan elektron ve hidrojenler, NADH formunda mitokondrinin kristasına aktarılır. *Bu elektron ve hidrojenler, oksidatif fosforilasyonla ATP sentezinde kullanılır. Cici Bilgi NAD molekülü, solunum metabolizmasında elektron taşıyan bir çeşit koenzimdir. NAD+, kimyasal olarak yükseltgenmiş molekül olarak kabul edilir. Glikoliz sırasında NAD+, bir çift hidrojen aldığında NADH olarak indirgenir. Pirüvik Asitten Asetil – CoA Oluşumu *Krebs döngüsü başlamadan önce mitokondri matriksine geçen 3C’lu pirüvik asitler, CO2 çıkışı ve NADH oluşumu ile asetil – CoA asetil koenzimA adı verilen 2C’lu bileşiğe dönüşür. *Ortamda yeterince oksijen bulunmazsa pirüvik asit; asetil – CoA’ya dönüşemeyeceği için mitokondriye geçemez. *Etil alkol ya da laktik asit fermantasyonu tepkimelerine katılır. *Bu anlamda asetil – CoA oluşumu, hücre içerisinde yeterli miktarda oksijen bulunduğunu gösteren en önemli ölçüttür. Krebs Döngüsü *Krebs döngüsü, 2C’lu asetil – CoA molekülünün mitokondri matriksinde hazır bulunan 4C’lu organik molekülün enzim kontrolünde bir araya gelerek 6C’lu sitrik asidi oluşturması ile başlar. *Daha sonra peş peşe gerçekleşen reaksiyonlarla sitrik asitten 4 karbonlu organik madde yeniden sentezlenir ve krebs döngüsü tamamlanmış olur. *Oksijenli solunumla bir glikoz molekülünün parçalanması sırasında gerçekleşen iki krebs döngüsü ile substrat düzeyinde fosforilasyonla 2 ATP sentezlenir. *Organik yapılı, farklı karbon sayısına sahip moleküllerden ayrılan proton H+ ve elektronlar e- ise 6 NAD+ ve 2 FAD+ tarafından tutulur. *Bu sırada 4 CO2 oluşur. *Krebs döngüsünde üretilen 6 NADH ve 2 FADH2 molekülleri ise elektron taşıma sistemine aktarılır. Cici Bilgi FAD flavin adenin dinükleotit; oksijenli solunumda görevli olan ve elektron taşıyan bir çeşit koenzimdir. Enerji dönüşüm reaksiyonları sırasında FAD+, 2 elektron ve 2 proton alarak indirgenir ve FADH2’ye dönüşür. Elektron Taşıma Sistemi ETS – Oksidatif Fosforilasyon *Bir glikozun oksijenli solunumla parçalanması sırasında kazanılan ATP’lerin büyük bir kısmı, ETS evresinde üretilir. *Elektron taşıma sisteminde yer alan ve elektron taşımakla görevli moleküller; ökaryot hücrelerde mitokondrilerin krista adı verilen kıvrımlı iç zarında, prokaryotlarda ise hücre zarı kıvrımlarında bulunur. *Elektron taşıma sistemi, kristada dizilmiş elektron taşıyıcı moleküllerden oluşur. *ETS molekülleri, oksijenli solunumun önceki evrelerinde oluşan NADH ve FADH2 ile gelen yüksek enerjili elektronları tutar. *Elektronlar bir dizi indirgenme ve yükseltgenme tepkimesi ile oksijene kadar sistem boyunca taşınır. *Oksijen, enerji seviyesi düşmüş elektronları ETS’nin son molekülünden alarak elektron akışının ve ATP sentezinin devam etmesine katkıda bulunur. *Elektron kazanmış oksijen, elektron kaybetmiş bir çift proton ile birleşerek suyu oluşturur. *Sonuç olarak oksijenli solunum reaksiyonları sırasında ve sonunda CO2 ve H2O oluşurken metabolik faaliyetler için gerekli olan ATP de üretilmiş olur. *Oksijenli solunumda tüketilen bir glikoz molekülünden substrat düzeyinde fosforilasyonla 4 ATP, oksidatif fosforilasyon ile NADH’tan gelen elektronları ETS’de hangi molekülün aldığına bağlı olarak da 26 ya da 28 ATP sentezlenir. *Böylece glikoz başına 30 ya da 32 ATP üretilir. *Oksijenli solunum enzim kontrolünde gerçekleştiği için sıcaklık değişimlerinden etkilenir. *Oksijenli solunumda glikoliz sonucu oluşan pirüvik asit, CO2 ve H2O gibi inorganik maddelere kadar parçalandığı için diğer hücresel solunum çeşitlerine göre daha fazla ATP üretilir. Oksijenli solunumun genel denklemi aşağıdaki şekilde ifade edilebilir. Oksijenli solunumun genel denklemindeki H2O sayıları sadeleştirilirse aşağıdaki denklem elde edilir. BİLGİ Kemiozmotik Hipotezden ünite sonunda bahsedilecektir Oksijensiz Solunum *Besin moleküllerinin oksijen kullanılmadan yıkılması sırasında ETS yardımıyla ATP üretilmesine oksijensiz solunum denir. *Oksijensiz solunumda son elektron alıcısı, O2 dışında genellikle bir inorganik moleküldür. *Oksijensiz solunumda ETS’deki son elektron alıcısı olan inorganik maddelerin elektron çekim güçleri zayıftır. Bu nedenle oksijensiz solunumda üretilen ATP miktarı azdır. *Oksijensiz solunum yapan bazı bakteriler, besin moleküllerinden kopardıkları elektronları SO4sülfat , S kükürt, NO3- nitrat , CO2 karbondioksit ve Fe3+ demir gibi inorganik yapılı son elektron alıcılarına aktarır ve enerji elde eder. *Örneğin bataklık gibi oksijensiz ortamda yaşayan bazı bakteriler, besin moleküllerinden kopardıkları elektronları ETS üzerinden SO4 iyonuna aktarır. Elektronların ETS’de taşınması sırasında açığa çıkan enerji ile de ATP sentezlenir. *Toprak ve suda bulunan NO3- oksijensiz solunum yapan bakteriler tarafından N2’ye moleküler azot dönüştürülür. Bu bakteriler oksijensiz ortamda ETS’lerinde son elektron alıcısı olarak NO3’ü kullanır. NO3 elektron alarak birkaç basamakta moleküler azota dönüşür. Denitrifikasyon adı verilen bu olay, biyosferdeki azot döngüsünün korunmasına katkı sağlar. Fermantasyon *Fermantasyon, oksijen kullanılmadan sadece glikoliz yolu ile ATP üretilebilen metabolik bir süreçtir. *Oksijensiz ortamda glikoliz sonucu oluşan pirüvik asit, etil alkol veya laktik asit gibi organik yapılı son ürünlere dönüşebilir. *Solunumun ilk evresi olan glikolizde kullanılan enzim çeşitleri, tüm canlılarda ortaktır ve bu nedenle her canlı, glikoliz sonunda pirüvik asit üretir. *Ancak glikolizden sonraki basamaklarda kullanılan enzimler, canlı türüne göre farklılık gösterebildiğinden pirüvik asit, oksijensiz ortamda etil alkol veya laktik asit gibi farklı organik yapılı maddelere dönüşür. *Sitoplazmada glikoliz tamamlandıktan sonra mayalanma olarak da bilinen fermantasyon reaksiyonları meydana gelir. *Fermantasyon, glikoliz ve son ürün evresinden oluşur. Glikoliz evresinde oluşan 2 NADH molekülündeki hidrojenlerin organik yapılı maddelere aktarılarak yeniden NAD+ oluşması, glikolizin ve ATP üretiminin devamlılığı açısından oldukça önemlidir. *Fermantasyon, oluşan son ürün çeşidine göre isimlendirilir. Bunlardan en önemlileri etil alkol ve laktik asit fermantasyonudur. *Günlük hayatımızda tükettiğimiz ekmek, yoğurt, sirke, boza, şalgam suyu ve kefir gibi besin maddelerinin üretiminde fermantasyondan yararlanılır. *Fermantasyon, çok eski yıllardan beri besinlerin bozulmadan saklanması için uygulanan bir yöntemdir. Fermantasyon ürünleri, probiyotik açıdan oldukça zengin olduğu için insan sağlığı için faydalıdır. a Etil Alkol Fermantasyonu *Etil alkol fermantasyonu, glikoliz sonucu oluşan pirüvik asidin enzim denetiminde gerçekleşen özel tepkimeler sonucu etil alkole dönüşmesidir. *Glikoliz evresinde bir glikozdan 2 pirüvik asit oluştuktan sonra son ürün evresinde 2 CO2 çıkışı gerçekleşir. Glikolizde elde edilen 2 NADH molekülündeki hidrojenler, son ürün evresinde tepkimelere katılarak 2 etil alkol üretilmesini sağlar. *Mayalar, birçok bakteri ve bazı bitki tohumları etil alkol fermantasyonu gerçekleştirir. *Ekmek yapımında etil alkol fermantasyonu yapan maya mantarları kullanılmaktadır. Mayalanan hamurun bir süre sonra kabarmasının nedeni, gerçekleşen etil alkol fermantasyonu sırasında oluşan CO2 gazıdır. Etil alkol fermantasyonu aşağıdaki şekilde ifade edilebilir. *Etil alkol fermantasyonu yapan mayalar ve bakteriler için son ürün evresinde açığa çıkan etil alkol, belirli bir değerin üzerinde zehir etkisi gösterir. *Bu sebeple etil alkol fermantasyonu sonucu oluşan ürünlerin alkol değeri çok yüksek değildir. *Maya ve bakteriler için zehir etkisi yapan etil alkol, insanlar için de benzer etkiye sahiptir. *Alkollü içecekler bağımlılık da yapmaktadır. *Bu sebeple alkollü içeceklerden uzak durmak, genel vücut sağlığını koruma açısından çok önemli bir davranıştır. b Laktik Asit Fermantasyonu *Glikoliz sonucu oluşan pirüvik asidin enzimler denetiminde özel tepkimeler sonucu laktik aside dönüşmesiyle gerçekleşir. *Glikolizde elde edilen 2 NADH molekülünün hidrojenleri tepkimeye katılınca laktik asit üretilmiş olur. Etil alkol fermantasyonundan farklı olarak bu fermantasyon çeşidinde CO2 çıkışı görülmez. Laktik asit fermantasyonu aşağıdaki şekilde ifade edilebilir. *Laktik asit fermantasyonu bazı bakteriler ve omurgalıların çizgili kas hücrelerinde görülür. *Endüstride peynir, yoğurt, turşu üretiminde kullanılır. *İnsanlarda çizgili kas hücreleri, yeterli oksijenin olmadığı durumlarda laktik asit fermantasyonu ile ATP üretir. *Yoğun kas egzersizleri veya kas gücü gerektiren işlerin başlangıcında ATP üretmek için gerekli olan oksijen, yeterli miktarda sağlanamayabilir. Bu durumda ani kas krampları yaşanır. *Çizgili kaslarda oksijen yetersizliğinde oksijenli solunuma devam edilirken aynı anda enerji açığını kapatabilmek için laktik asit fermantasyonu da gerçekleşir. *Üretilen az miktardaki laktik asit, yeterli oksijen sağlandığında kasların daha iyi çalışmasını sağlar. Bunun için yoğun kas egzersizlerinden önce yapılan ısınma hareketleri oldukça faydalıdır. Cici Bilgi İnsanlarda olgun alyuvarlar, çekirdek ve organel bulundurmaz. Bu nedenle olgun alyuvarlar gerekli ATP’yi sadece laktik asit fermantasyonu ile üretir. *Ancak kas aktivitesinin aşırı artması durumunda laktik asit miktarı artar ve laktik asit kaslarda birikir. *Hücrelerde biriken laktik asit, kan damarları ile beyne taşınır. *Laktik asit; beyindeki ağrı, uyku ve yorgunluk merkezini uyarır. Bu durum çok yorulduğumuzda uykumuzun neden geldiğini ya da vücudumuzda neden ağrılar oluştuğunu da açıklar. *Vücut dinlenirken yeterli oksijen sağlanırsa laktik asit, karaciğere taşınır. Karaciğer hücreleri, laktik asidi özel biyokimyasal tepkimelerle pirüvik asit ve glikoza dönüştürür. *Pirüvik asit, oksijenli solunumda tüketilirken; glikozların fazlası, karaciğerde glikojen olarak depolanır. *Sütten yoğurt yapımında, laktik asit bakterilerinin gerçekleştirdiği laktik asit fermantasyonundan yararlanılır. *Fermantasyon, uzun yıllardan beri uygulanmakta olan gıda üretim ve koruma yöntemlerinden biridir. *Sütten elde edilen yoğurt ve kefir, tahıllardan elde edilen tarhana ve boza, et ürünlerinden elde edilen sucuk ve pastırma, çeşitli meyve ve sebzelerden elde edilen sirke ve turşular, fermente ürünlere örnek olarak verilebilir. *Fermantasyon; besinleri koruma, zararlı mikroorganizmaları öldürme ve bağışıklığı güçlendirme gibi birçok biyolojik işleve sahiptir. Bu biyolojik işlevlerinden dolayı son yıllarda dünyada ve ülkemizde fermente yiyeceklere olan ilgi hızla artmaktadır. FOTOSENTEZ VE SOLUNUM İLİŞKİSİ *Tüketici canlılar, üreticileri veya üreticileri besin olarak tüketen canlıları besin olarak kullanarak Güneş enerjisinden dolaylı olarak yararlanır. *Tüm canlılar, enerji üretmek için beslenmek zorundadır. *Besinlerde depolanan enerjinin kaynağı ise Güneş’tir. *Ekosistemlerde enerji akışı sırasında bitki ve hayvan hücrelerindeki mitokondriler, hücrede üretilen organik ürünleri kullanır. *Bitki hücrelerinde, kloroplast ve mitokondri; hayvansal hücrelerde ise mitokondriler enerji dönüştürücü organellerdir. *Mitokondri ve kloroplastlarda ETS yardımıyla ATP sentezi kemiosmotik görüş ile açıklanır. *Bu görüşe göre mitokondri ve kloroplastlarda elektron taşıma sistemi, protonları H+ mitokondri matriksi ve kloroplast stromasından elektron enerjisi yardımıyla zarlar arası bölge ve tilakoit boşluklara pompalar. *Mitokondrideki zarlar arası bölge ve kloroplastın tilakoit boşluklarında biriken protonlar, ATP sentaz kanallarından difüzyonla matriks ve stromaya geri döner. Bu sırada ATP sentezlenir *Enerji, ekolojik sistemler arasında yer değiştirir. *Oksijenli solunumun son ürünleri olan CO2 ve H2O, fotosentez tepkimelerinde; aynı şekilde fotosentezin son ürünleri olan besin ve oksijen de oksijenli solunumda tüketilen temel maddeleri oluşturur. *Fotosentez yeryüzünde yaşayan tüm canlılar için oldukça önemlidir. *Oksijenli solunum yapan canlılar tarafından atmosfere verilen tonlarca CO2, fotosentetik canlılar tarafından tüketilir ve CO2 dengesi korunur. *Kâğıt, pamuk, doğal bitkisel lifler ve selüloz insanlar tarafından kullanılan fotosentetik ürünlerdir. 12. Sınıf Konu Anlatımı ve Ders Notları12. sınıf Biyoloji derslerinin konu anlatımlarına ve konulara ait ders notlarına ilgili derslerin sayfasına girerek ulaşabilirsiniz. ​ Bu bölümde yer alan konular​ Nükleik Asitler Genetik Şifre ve Protein Sentezi Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji ATP ve Fosforilasyon Çeşitleri Fotosentez, Kemosentez, Hücresel Solunum Bitki Biyolojisi Canlılar ve Çevre Solunum Sistemi Konu Anlatımında Öğreneceğimiz Konular;–Solunum Sistemi Nedir,-Solunum Sistemi Organları Burun,Yutak,Gırtlak, Soluk Borusu, Bronş, Broşcuklar, Akciğerler-Soluk Alma-Soluk Verme SOLUNUM SİSTEMİ -Vücudumuzun enerjiye ihtiyacı vardır ve bu enerji de besinlerden vücutta oksijenle parçalanarak enerji elde besinler parçalandığında karbondioksit gibi atıklar ortaya çıkar. Bu atıklarda akciğerlerden gerekli gazları hücrelere ulaştırmak ve vücudumuzda oluşan atıkları atmak için bir araya gelmiş sisteme solunum sistemi sistemi insanın hayatı boyunca sürekli olarak görev SİSTEMİ ORGANLARI -Burun-Yutak-Gırtlak-Soluk Borusu -Bronş-Bronşcuklar-Akciğerler-DiyaframBurun -Beş duyu organımızdan alıp vermede ilk zamanda koku alma burada nemli ve sıcaktır hava ile alınan toz parçacıları kıllar tarafından ya da ağız yoluyla almış olduğumuz hava yutağa ve yan kısımları olan kısım ön burun boşluğu aşağıdan ağız boşluğu ile -Yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletmekle oluşur ses telleriyle sesi Borusu-Üst üste dizilmiş kıkırdaklardan cm den havanın akciğerlere iletilmesini sisteminin temel boşluğunda sağlam zarla zar akciğerlerimizi dışardan gelen tehlikelere karşı yapıda olan akciğerimiz biri sağda biri solda olmak üzere 2 akciğer üç sol akciğer ise iki bölümden yapısında ince duvarları olan alveoller akciğerle kan arasındaki gaz alışverişi çalışmasını destekleyen alıp verme olayında borusu 2 kola ayrılır ve bronşları görevi, soluk borusunun sağ ve sol akciğerlere bağlanmasını akciğerlere gittikçe incelen dallara ayrılır. Bronşcuk adı verilen bu yapıların içinde alveollar ve bronşcuklar akciğer ile soluk borusu arasındaki hava iletimini Alma -Burundan almış olduğumuz havanın akciğerlere ulaşması olayına soluk alma alma esnasında kan ve akciğer arasındaki hava arasında gaz alışverişi alma esnasında aşağıdaki olaylar gerçekleşir;-Kaslar kasılır-Diyafram kası kasılarak boşluğu basınç düşer ve akciğer genişleyerek temiz hava Verme -Akciğerimizde buluna kirli atıkların vücudumuz dışına atılma olayına soluk verme verme esnasında aşağıdaki olaylar gerçekleşir ;-Kaburgalar arası kaslar ve diyafram kası gevşeyerek boşluğu basınç daralarak biriken kirli hava burun vasıtasıyla havaya atılır.

12 sınıf solunum sistemi konu anlatımı